Pazar, Kasım 25, 2007

AMBAR

Manilerin dizelerinde dillenir, şekillenir ambar kavramı. Kasabalardaki adı kiler, tonlarca ürün saklama depolarına silo adı verildiği görülür.

Çalışma alanımız, günlük kavramların içine nüfuz ederek, insani, siyasi, ekonomik, ahlaki ve hukuki derinliklerinde gezinmektir.

İlimiz; Dursunbey, Bigadiç ve Sındırgı'nın köylerinden tespit ettiğim özleyiş, buluşma, hasret, dilek istek belirten, düğünlerde muhabbetlerde söylenen manin sözleri şöyledir.

"Ambar üstünde ambar./ Ambardan sular damlar. / Gel sarılıp kaçalım./ Cahil baban( Kocan) ne anlar. *Tren gelip durur mu? /Mektup yazsam olur mu?/ Beni seven allı gelin./ Kocasında durur mu?...

Bizim köyün ambarları; 5cm kalınlıktaki çıralı çam tahtasından dokunurdu. Dokunan ambarların iki katı vardır. Birinci kat tahıl gözleri; buğday, çavdar, arpa… gözleri vardır. Tahıl gözleri prizmatik yapıdadır. Tek kapıyla girilen ambarın giriş katı; yarım çember tavandır. Giriş katının bölümlerinde; tahıllar yerine; kışlık kuru baklagiller, kurutulmuş sebzeler ve kurutulmuş meyve (kak) çuvalları, gözleriyle, tamamlanır. Çember tavan; askılık olarak kullanılır. Askılıklar ve raflara; çürümeyecek kavun, ayva, elma, nar, üzüm… gibi meyvelerle süslenir.

Bir ailenin bir yıllık geçimini saklandığı bu ambarlar, evden ayrı, köyün ambarlık bölgesinde komşuların ambarlarıyla birlikte olduğu görülür.

İlçemizin dağ köylerinde ki ambar kurma geleneği zaman içinde yok olmaya yüz tuttuğu açık. Benim gördüğüm, girdiğim, ambarlar genelde,50-60-70-80-90 yıllık olanlardır. Çatıları kırılmış dökülmüş olsa da; insanların çok dar ve zor zamanlarına göğüs gerdiklerini fark ediyorsunuz.

Kiremidin olmadığı zamanlardaki, ambar çatıları, gözümün önünde. Çatıları bıçkı tahtalarıyla değil, yırtma tahtayla kaplanarak içindeki mahsülü korunmaya ve saklanmaya çalışıldığı görülür.

Düvertepe, Çamalanı, gözören, Çayır, Düğüncüler, Kürendere, Derecikviran Karavalar, Devlatlibaba, Çıkrıkçı, Yüreğil, Osmanlar, Sapçı, Çıkrıkçı, Çamalanı, Çılbırcı, Alayaka, Hisaralan….. ve Yusufçamı'nda gördüğüm ve girdiğim ambarlar bunlar. Dursunbey ve Bigadiç Alaçam, Ulus, Seydan, Demirci Dağları serisinde bulunan köylerimizin yaşattığı bir saklama kültürüdür.

Köylerimizi ambarlı ve ambarsız olarak ayırmak gibi bir yanlış yapmak çok ayıp ve en büyük cahilliğim olur. Toplumsal olarak yaşatılmaya ve korunmaya çalışılan bir kültürü tanımlamak hedefiyle yazmayı hedefledim.

Manilerimize ve türkülerimize konu bir yapıyı neden tanımlamadan atlayalım. Yerleşik düzenimizin, bir simgesi. Köylerimizin görüntüsü içinde bir güzellik. Bu bağlamda; ambar ustalarının sanat ürünleri. Kapılarındaki işlemeler, raflarındaki süslemeler, asma kilitlerinin halkaları ve halka aynalarına özenen demircilerimizin alın teri ayrı güzelliktir.. Ağaç, sürgülü kilitlerin gizemini görmeden ve yazmadan geçmek geleceğimize ihanettir.

Ambarın önünde yanar çıra./ Aha geldik gidiyoruz./Böbürlenmek neye yarar./ Bizede gelecek bir gün sıra.

Çıra gibi yanar, verir misin aydınlık ve is.? / Yoksa köşelerde otur musun sus pus./ yaşadığımız son günlerde, içinde uyanmıyor mu hiçbir his? Gönül ambarının tüm gözleri mi dolu sis?

“EYVAH !..EYVAH!...”

 

          Kafama takıntı oluyor; insanı ve insanlığımıza yapılan vahşi saldırılar. İnsanlık, yaşadığı anlamsız ve kötü olaylardan ders almış olsaydı, bu günkü, yaşadığımız açlık, yokluk, yoksulluk ve  asimetrik savaş acılarını yaşamazdık.

            Tüm sevgililer, sevenlerine ihanet etmemiş olsaydı; sevenler ve sevgililer dünyasında bize yer kalmazdı. Aç gözlüler, fırsatçılar, hırsızlar, duygu ve sevgi bezirganları, dünyayı altüst etmeseydi, yer yüzünde savaşlar sona ererdi.

            Aynı otlağı paylaşan,  hayvanlar aleminde, her hayvan, kendi aleminde yaşasaydı, ormanlar kralı aslanı, leş yiyen kargaları, sırtlanları, bağ bahçe bozan domuzları, beşikteki bebeği kapan kartalı, su kıyısında,   kurbağadan korkan,  tavşanı tanıyamazdık.

             Ses sanatçımız  Orhan Gencebay'ın Sesinden dinlediğim; "kendim ettim kendim buldum eyvah, eyvah!.." şarkısının  sözlerinden hareketle içlendim. Tuşlara yol verdim kendimce. Ne çıkacak son cümle demeden. Alabildiğime hızla tuşları gıdıklamaya başladım,

Hafızamda kalan kırıntı bilgi; Cumhuriyetimiz'in İlanının ikinci yılı 1925 Diyarbakır İstiklal Mahkemesinde; Savcı Süreyya Örgevren* Soruyor   Seyh Sait'e; " Senin  gittiğin yerlerde seni takip eden atlılar neyin nesidir? Onlar beni seven, birlikte kasabaya pazara gelen köylülerdir." Diyerek yanıtlıyor. Sonucu tarih kitaplarından biliyoruz.

             Bu güne kadar, Türkiye Cumhuriyetimiz'e kast eden düşmanlar, masumane istekler ve davranışlar içinde davranarak; gaflet ve dalalet içindeki; sözde; Atatürkçüleri, ilericileri , devrimcileri, demokratları, suya sabuna dokunmayanları,   sözde değil, özde inanları  dindarlarımızı, ,işçimizi köylümüzü kandırmanın, kendilerine acındırmanın zevkini yaşadılar. Hakları  gasp edildiğini öne sürerek  mağdurları oynayarak iktidar oldular. Barışımızın, huzurumuzun sağlığımızın , gençliğimizin, vatandaşlarımızın akıllarını çeldiler.

             Tarih  yazacaktır ki; kimler ülkenin birliğine, dirliğine, kimler kastettiğini belirtecektir. "Gaflet ve dalalet, hatta hıyanet içinde" olduklarını belirtecektir. Bir gün denizin kumu ve suyu   tükendiğinde; kendilerini sarp kayaların arasında, teröristlerin ablukasında görenler, hiçbir şeye şaşırmasınlar. Vatanımızın körpe evlatlarının kahramanlıklarını küçük gören sözde enteller, devrimciler, ilericiler kimin değirmenine su taşıdıklarını çok iyi bilmelidirler.

            "Seller gibi akarcasına, Alnından vurulup tam ercesine" Savaşanlar bu gücü "damarlarındaki asil kandan "alır. Şehitlerimiz, kahraman askerlerimizin çalışmalarına burun kıvıranlara ey vah ki ne eyvah?   Amacım yüreğime düşen ateşin nasıl önünü alırım. Bölücülüğün, kışkırtmacılığın, etnik, siyasi, kültürel, dini ayrımcılığın batağına saplanmadan olaylara bakmak ve ülkemizin asıl gerçekleri bağlamında; yazmak ve konuşmak gerekir.

            Anadolu halkımız meydanlara aktı. Aktı hırsını öfkesini, acısını içine attı. Caddeler yürüdü. Tretuvarlardakiler baktı. Olmadı ki.   Tretuvarlarda  bakanlar, şaşkın şakın, tepkisizdiler  yağmur altında yürüyenler yağmura aldırmadan sokakları ve caddeleri dolduruyordu. Şehitlerimiz ve ulusal kahramanlarımız için ıslanmayı bile göze alamayıp   sıçanlar gibi ortalıktan sıvıştılar. Deliklerine kaçtılar.,

             Fırsatçılıklar ve kendi çığırtkanlığını yapan siyasi slogan ve işaretlere ne dersiniz? Bu tür törenlerde bayrakta başka işaret ve sembol bencilliktir, gösteriştir. Atılan sloganların inandırıcılığı olmuyor. Kin,öfke, nefret, gösterişin egemen olduğu yerde, akıllar çalışmaz

            SAKİN, AKILLI VE TUTARLI DAVRANIŞLARLA  AKILSIZLIKARIN ÖNÜ ALINIR.

            Aklını ve aklın gücünü kullanamayanlara Eyvah ki ne Eyvah?

            1915 te 15'inde olan  Şehit   Gelibolu Yarım adsı sırtlarndan sesleniyor!...

            "Çanakkale içinde Aynalı çarşı, Ana ben gidiyom  düşmana karşı. Of! Gençliğim

EYVAH!................................................." O günlere mi dönüyoruz?

           

           

ÇINAR GAZELLERİ



--

 

          Nerede bir kuru yaprak görsem, geçen yılları anımsarım. İnsan ömrü, bitki yaprağına benzer. "İşte, böyle bir şey" diyor şair. Masallar onun için "Bir varmış bir yokmuş."biçinde başlar. Varken; varlığın değerini, yokken; yokluğun anlamını kavramakta güçlük çekenlere ne söyleyebiliriz? Allah selamet versin.

            14 Kasım Çarşamba  günü, Simav Çayı Vadisi'nde yol alıyorum. Çaygören Barajı'nın; son, su birikinti noktasından, akarsu kuzeyinden parelel giden yolun, güneye geçtiği, Binmut Köprü kavşağına dek,   vadiyi izledim.

            Ozanımızın seslendirdiği bir türküyü, içimden  çınarlara söyledim.

            "Döndüm daldan düşen kuru yaprağa, Seher yeli dağıt beni, kır beni. Götür yarin çıplak ayağına, sürbeni…" Diyerek mırıldandım.Çay boyunca, koca çınarlar yok olmuş gördüm.Vadiyi körpe çınarlar kaplamış. Çay yatağı, yer yer kontrol altına alınarak,  düzenli akış yatağı oluşturulma çalışmaları yapıldığı   fark  ediliyor.

            Baharda,vadinin yeşil gerdanlığı çınarlar. Sonbaharın, bu günlerinde sararmaya yüz tutmuş. Doğanın güzelliğine, yeni güzellik katmış.

İnsan değil miyiz? Adam sende, Çınar değil mi? Diyerek,  bıyık büker geçeriz. İşin aslı bu mudur, düşünmeyiz?

            Sındırgı'mızın Balıkesir Caddesi'ne çınar diken Rahmetli Belediye Başkanın   ileri görüşlülüğü,  hayran olduğum bir durumdur. 1930'lu yılardan bu günleri görebilen düşüncelerin ve eylemlerin,  önünde eğilmemek saygısızlık olur.

            Nerede bir ulu çınar görsem, yeni duygular kaplar içimi. Halden hale geçerim." Hey gidi koca çınar sen nice olaylara tanıklı ettin, gölgende kimler   gölgelendi, kimler efelendi, nice koyunlar, keçiler eyreklendi. Hepside  çöpünü bırakıp gittiler. Sen ne yaptın? Her Sonbaharda, gazel olmuş yapraklarınla o canlılaraın, kusurunu örttün. Gelecek yılda daha   gür yapraklarla çevrene, canlılık ve hayat verdin.

            Heybetine bakarak, sana türküler yakıldı. Yinede fırsatçıların, baltaların saldırılarından kendini koruyamadın. Kovukların da; yılanlar, aslanlar, çıyanlar, sincaplar, arılar, ayılar ve kurtlar korundu ve sana sığındılar. Ama yine de yaranamadın. Bağrında ateşler yakıldı. Çobanlara kulübe, bebeklere, çocuklara sancak oldun. "Karşıda koca çınar,/ Hep kuşlar ona konar, sevdim de alamadım, / Yüreğim ona yanar. "Diyen aşıklar, senin   gölgende hallendiler.

            Nerede  bir çınar yaprağı gazeli görsem; Çınar yaprağına   kuru  gazel diyerek bakamıyorum.  Çağdaşlığın ve çağdaş düşüncenin sembolü olarak görüyorum.  yeni medeniyetlerin kuruluşu ve çevresinde bir yaşam olduğu, insanların barındığı,korunduğunu hayal ederim.İsveç Norveç ve Fillandiye Çınar ağaçlarına çok önem verdiği okudum.Çınar yaprağını bayrağına sembol yapan tek ülke KANADA'dır.

            Sındırgı _Simav Çay boyu çınar gazellerinin  rüzgardan uçuşması bana bu duyguları yüklüyor.  Bilmem sizlere neler? Benim Koca Çınarım ANADOLUM  

“CUMHURİYET FAZİLETTİR”



--

 

             84'ncü yılın kutladığımız, kutlu ve mutlu Cumhuriyet Bayramımızın anlam ve önemini kavramakta,   zorluk çekenlere küçük ve önemli bir açıklama yapmak benim asli görevim.

             "Cumhuriyet" ve "fazilet" kavramlarının anlamlarını kavramakta zorlukçekenlere; kuş beyinlerin zorlamayanlara   hap gibi açıklamalarda bulunmak gerekir.

            Türkiye Cumhuriyeti Devleti; Türkiye insanına gökten zembille indirilmedi. Türk halkına, bir ihsan olarak sunulmadı. 1000 yıldır, Anadolu topraklarına kök saldık.   Anadolu insanın, kanı canı, emeği, namusu ve tutarlılığıdır.Kendi kendine  dürüstçe davranması sonucudur. Dünya sömürgeci ve işgalci güçlerine meydan okumadır.Nasıl Cumhuriyet İlan edildiğinin belgeleri, Dünya tarihi sayfalarında yazılıdır.

            "Cumhuriyet" halkın kendi kendini yönettiği bir sistem olarak tanır ve biliriz. Aslı; halkın kendi kendine EGEMEN olmasıdır. Kendi kendimize egemen olamadığımızda; Dünya'ya egemen   güçler, halkın içinden çıkan işbirlikçilerle, işbirliği yaparak, halkın egemenliğini, kendi çıkarlarının egemenliğine çevirirler.Tuzaklarını Anayasal düzenin nitelikleriyle oynayarak gerçekleştirmenin yolunu tutarlar.

            Şimdi kendimize soralım. Cumhuriyetimizin temeli temsili sisteme dayanır. Bizi temsil edenleri, kendi oylarımızla belirleriz. Oyumuza göz dikenler, oy alıncaya kadar halkın önünde kırk takla atarlar. Bu taklaları attıklarını kırk eli yıldır görmedik mi? Temsili sistemde temsil yeteneği olmayanları seçmedik mi?.Kendimizi   yurt ve dünya genelinde temsil ettirmeye kalktığımızda;Temsilciler, vurguncu  alavereci, dalavereciler  çemberine düşerler. Bu nısıf daire içinde ki temsilciler; kendilerini de satarlar, vatanı da. Sunulan yağlı teklifle karşısında; bir çakıl taşı satmanın yollarını ararlar.

            Cumhuiyetimiz'in özünde; halka, halk için dürüstlük, liyakat, adalet, insanca davranış, hukukun üstünlüğüne, halkın huzur ve güvenine, ülkemizin birlik ve bütünlüne sahip çıkmanın   koruyuculuğu ve kollayıcılığı vardır.

            Üst paragrafta yazdıklarım; Türkiye Cumhuriyetimizin faziletleridir. Erdemleridir. Erdem kavramına değinelim de, kapalı kutu kalmasın.

            FAZİLET=ERDEM=: " Ahlakın övdüğü iyilikçilik, yiğitlik, Alçak gönüllülük, doruluk, dürüstlük gibi nitelikler."

            Yusuf Has Hacip'ten felsefi anlamı:  " İnsanın ruhsal yetkinliği, olgunluğu".   Sahip olduğumuz  Cunmhuriyet yönetimi dünyadaki diğer;  totaliter, otoriter nitelikleri red eder. Anayasamızın başlangıç ilkeleriyle uyumlu olarakCumhuriyetimiz'in temel nitelikleri Anayasamızın   ikinci maddesinde açıkça sunulmuştur. Cumhuriyetimiz'in  faziletleri ayrıca bu maddeyle; Türk Ulusu tarafından garanti altına alınmıştır.

            84 yıldır bu bayrağın altında yaşarken, 84 yıldır karşılaştığımız TÜRKİYE CUMHURİYETİMİZ'E   yöneltilen iç ve dış saldırılar karşısın da YURTTAŞ olarak dik durabiliyor muyuz?  Sıkıntı buradadır .  Sistemimizin temel niteliklerinin içini boşaltarak kendi hayallerindeki nitelikteki,renklerdeki ve biçimlerdeki cumhuriyet sistemi ihdas etmenin ayak seslerini duyuyoruz. Ülkemizi bölüp parçalamanın hesabı içinde oldukları dünyanın gözü önünde.

            ERDEMİN ERDEMİ; Ben  şuyum, buyum, ben oralıyım buralıyım, ben inançlıyım, inançsızım,ben siyahım, beyazım demekle olmaz. Ulusal bütünlüğümüzü, birliğimizi tehdit eden "dahili ve harici bedhahları" çoooooook….iyi tespit etmektir. Bu duygularla 84'ncü.ilan yıldönümünü idrak ettiğimiz   CUMHURİYET BAYRAMIMIZ , Ülkemizin,İlimizin ve İlcemizin tüm insanlarına kutlu olsun, MUTLULUKLAR GETİRSİN.