Cuma, Şubat 15, 2008

“ÇAKMAĞI ÇAK,

 

         Ezeli hastasıyım halk türkülerimizin.  Söylemsini beceremem, ancak  anlamlarının derinliği beni, yakar. Köşenize konuk olduğumdan bu güne,  güzellikleri, aykırılıkları, sosyal ve kültürel değerlerimizi yaşatılması  dillendirilmesi anlamında kendime bir hedef belirledim.  Kurban Bayramında İlçemizdeyim. Ancak çarşıya çıkamadım. Balıkesir caddesinde Öğretmenevine yaklaşınca birde ne göreyim?  Görüntü gözlerimi yaşarttı.

            1960'lı yıllarda içinde 3 öğrenim gördüğüm Halk Evi Binası (Sındırgı Orta Okulu) yeniden  onarılıp; HALK EĞİTİM MERKEZİ MÜDÜRLÜĞÜNE tahsis olunması beni çok mutlu etti. Çok çok mutlu olduğum diğer sevincimimi aktarayım.  Bu binanın önünde  Balıkesir Caddesi yönündeki ALTI SÜTÜNA; ALTI TÜRK BAYRAĞI asılması yılların ihmalini onarmıştır.

            İlimiz Emniyet Müdürlüğü'nün önündeki Atatürk Anıtın yapılışını, açılışı izleyip sevincim artmıştı. Bu anıtın açıldığı günlerdeki olumsuz yorumlara katılmadım.  Bu anıtlarla  Türkiye Cumhuriyetimizi, Türkiye Cumhuriyeti yapan temel taşlarını sembolize etmesinden başka amaçlar ve anlamlar çıkarmak cahilliğin ta kendisidir diye dündüm.

            Sındırgı halkımızın, aydınlanması, yolunda kültür hizmetini günümüze dek sürdüren bu bina  bir Cumhuriyet Anıtı özelliğiyle göz doldurmaktadır.Yeniden kullanımı , onarımına emek verenleri kutluyorum.

             Bu güzelliği not ederken aklıma bir Kerkük Türküsü takıldı. Sözlerini paylaşmak güzel olur. Büyük usta Nida Tüfekçi'nin 1961 yılı derlemesi olarak kayıt altına alındığını öğrendim.

            "ÇAKMAĞI ÇAK

            Çırada yağ tükendi./ Ne yaman Vakt tükendi./ Ne sende bir güzellik/

Ne bende ah tükendi.

            Çakmağı çak...

            Çıranı yandımamışam/ yar için potin aldım,/ Tekin yolda salmışam

            Çakmağı çak…

            Çırasın yandırayım./ Yol üstüne kondurayım. Yarim bize gelende

Heybesin indireyim.

            Çakmağı çak…

            Çırayın şule verdi./ Gölgesin kule verdi./ Neylerem yar men sennen

 Tezbeni dile verdi.

            Çakmağı çak…

            Damda çıra yandırır./ Meni görür söndürür/ Kendi keyf sefada

Meni dertten öldürür.

            Çakmağı çak…"

            Türkünün sözleri bunlar. İnsan sevdiğine, aşkına, eşine, dostuna sitem eder. Bu türküyü yakanların yürekleri kadar, yürekleriniz dolu dolu olsun  2008 yılında. Yeni yıl; ilçemize , ülkemize sağlık, bolluk bereket getirmesi dileklerimle.

           

Cumartesi, Şubat 09, 2008

TATLI KONUŞALIM..

 

 "Bir ülke düşünün, adlarını okuyamayan yurttaşları olan...

 Öyle bir ülke düşünün ki, içinde yaşayanların 'daha etkileyici' görünme uğruna başka ülkelerin dillerini kullandığı, anadilini yozlaştırdığı...

 Düşünün ki, bir ülke, kendi dilinden eser yok tabelalarında...

 Ve saygı duyun söz edilen bu ülkeye..

 Şimdi o ülkeyi, yurttaşlarının özendiği yabancı ülkelerin gözünde,saygıdeğer gösterin...

 Ve şimdi o ülkenin 'bağımsızlığını' düşleyin..!

 İşte böyle bir ülke TÜRKİYE...

 'Ok' diyelim 'tamam'larımız yerine,

'onay'lamayalım, 'check' edelim.

 Bizim evcil hayvan mağazalarımıza 'pet shop' desin yuıttaşlarımız.

 Güzelim manavımız çağdaşlaşsın, yeşil 'center' olarak!

 Mağazalarımız gitisn, yerine 'shop'lar gelsin.

 Fatma anamızın yuvası 'FATMA'S DÖNER HOUSE' olsun.

...Biz, dilimize kan getiren, bugün özgürce konuşmamızı sağlayan yiğit atalarımıza rağmen, dillerini ana dilimiz yaparak boyun eğmeye devam edelim yabancı memleketlere..

 Sonra o yiğitlerin tertemiz kanını hak ediyoruz diyelim..!

 Biz topraklarımızda bayraklarını dalgalandırmak isteyenleri övelim, başımızın üzerine koyalım, kendimizi onlardan daha aciz hissedelim. Onların sözcüklerini bizi yüceltici sözcüklermiş gibi kullanalım, sonra oturup saygı ve bağımsızlık bekleyelim...

 Mümkün mü bu?

 Önce kendimize saygı gösterelim, damarlarımızdaki kanın asilliğiyle gezelim. Bizim başımızı dik tutan, alışılmadık yabancı sözcükler değil,

BAĞIMSIZLIĞIMIZ, KENDİMİZE OLAN GÜVENİMİZ VE SAYGIMIZ olsun.Bu topraklarda özgürce yaşamak için, bu topraklarda özgür bayrağımızı sonsuzluğa dalgalandırmak için,

 bu topraklarda ULUS olabilmenin bilincine varmak için,

tatlı yiyelim, TÜRKÇE konuşalım..". EŞ, DOSTTAN, EŞDOSTLARA

 

 

TÜRÇESİ VARKEN;

 

okey > tamam

okeylemek > onaylamak

center > merkez

full > tam, dolu

download etmek > indirmek

data > veri

full-time > tam gün

exıt > çıkış

 

“ÇAKMAĞI ÇAK,

         Ezeli hastasıyım halk türkülerimizin.  Söylemsini beceremem, ancak  anlamlarının derinliği beni, yakar. Köşenize konuk olduğumdan bu güne,  güzellikleri, aykırılıkları, sosyal ve kültürel değerlerimizi yaşatılması  dillendirilmesi anlamında kendime bir hedef belirledim.  Kurban Bayramında İlçemizdeyim. Ancak çarşıya çıkamadım. Balıkesir caddesinde Öğretmenevine yaklaşınca birde ne göreyim?  Görüntü gözlerimi yaşarttı.

            1960'lı yıllarda içinde 3 öğrenim gördüğüm Halk Evi Binası (Sındırgı Orta Okulu) yeniden  onarılıp; HALK EĞİTİM MERKEZİ MÜDÜRLÜĞÜNE tahsis olunması beni çok mutlu etti. Çok çok mutlu olduğum diğer sevincimimi aktarayım.  Bu binanın önünde  Balıkesir Caddesi yönündeki ALTI SÜTÜNA; ALTI TÜRK BAYRAĞI asılması yılların ihmalini onarmıştır.

            İlimiz Emniyet Müdürlüğü'nün önündeki Atatürk Anıtın yapılışını, açılışı izleyip sevincim artmıştı. Bu anıtın açıldığı günlerdeki olumsuz yorumlara katılmadım.  Bu anıtlarla  Türkiye Cumhuriyetimizi, Türkiye Cumhuriyeti yapan temel taşlarını sembolize etmesinden başka amaçlar ve anlamlar çıkarmak cahilliğin ta kendisidir diye dündüm.

            Sındırgı halkımızın, aydınlanması, yolunda kültür hizmetini günümüze dek sürdüren bu bina  bir Cumhuriyet Anıtı özelliğiyle göz doldurmaktadır.Yeniden kullanımı , onarımına emek verenleri kutluyorum.

             Bu güzelliği not ederken aklıma bir Kerkük Türküsü takıldı. Sözlerini paylaşmak güzel olur. Büyük usta Nida Tüfekçi'nin 1961 yılı derlemesi olarak kayıt altına alındığını öğrendim.

            "ÇAKMAĞI ÇAK

            Çırada yağ tükendi./ Ne yaman Vakt tükendi./ Ne sende bir güzellik/

Ne bende ah tükendi.

            Çakmağı çak...

            Çıranı yandımamışam/ yar için potin aldım,/ Tekin yolda salmışam

            Çakmağı çak…

            Çırasın yandırayım./ Yol üstüne kondurayım. Yarim bize gelende

Heybesin indireyim.

            Çakmağı çak…

            Çırayın şule verdi./ Gölgesin kule verdi./ Neylerem yar men sennen

 Tezbeni dile verdi.

            Çakmağı çak…

            Damda çıra yandırır./ Meni görür söndürür/ Kendi keyf sefada

Meni dertten öldürür.

            Çakmağı çak…"

            Türkünün sözleri bunlar. İnsan sevdiğine, aşkına, eşine, dostuna sitem eder. Bu türküyü yakanların yürekleri kadar, yürekleriniz dolu dolu olsun  2008 yılında. Yeni yıl; ilçemize , ülkemize sağlık, bolluk bereket getirmesi dileklerimle.

           

Cuma, Şubat 08, 2008

TEK, TEK, TEK

TEK, TEK, TEK

Güncel tanımlamalardan yola koyulalım. Duygu ve düşüncelerimizi tek tek, ortaya  çıkaralım. Yaşlılarımızın, güzel bir tavrı vardır. Saygı duymamak elde değil. HIZLI KONUŞAN VE LAFI AĞZINDA GEVELEYENE; "- Şunu tek, tek, yavaş yavaş, açık açık anlat" diyerek uyarıda bulunurlar. Bu sözlerin anlamını bilenler, sakin sakin; duygu ve düşüncelerini açık, açık ortaya koyarlar.

Görüş ve düşüncelerimizi  sergileme olanağını bulduğumuz; bu köselerimizde, KARANLIK DÜŞÜNCELERİN içine saplanmadan, kimliğini taşıdığımız ülkemizin, kimliğine ihanet etmeden, yaşamaya özen göstermek gibi bir sorumluluğumuz olduğuna inanıyorum.  

Çok kimliklilerle işimiz olamaz. Kimliğimizin kuruluş felsefesinde, yolunda yürümek, dik duruşunu sergilemenin gayreti ve uğraşını vermenin onuruyla mutluyum. Alt kimlik, üst kimlik yaratmak isteyenlerle, aynı düşüncede olmam beklenemez. Çükü; 30 yıllık eğitimcilik yaşamımda ve aldığım öğretmenlik eğitiminde, Mustafa Kemal Atatürk'ün yaratmaya çalıştığı kimlik, TÜRKİYE CUMHURİYETİN'inin onurlu ve şerefli kimliğidir. Bu temel özellik,  TÜRKİYE Cumhuriyeti Anayasası'nın üçüncü maddesiyle değiştirilemeyecek hüküm olarak belirlenmiştir.

        Şimdi bu Anayasa maddesini birlikte sesli okuyalım;

        "MADDE 3.- Türkiye Devleti, ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür. Dili Türkçedir.

        Bayrağı, şekli kanununda belirtilen, beyaz ay yıldızlı al bayraktır.

        Milli marşı" İstiklal Marşı'dır

            Başkenti Ankara'dır."

         Şimdi bu maddeyi yeniden, sesli okuyalım; içeriğinde gizli saklı olan bir hüküm var mı? Bize göre yok. Ama göbek bağı dışarıda olan ve onların paraları, besinleriyle , düşüncesiyle beslenenlere göre bu madde olmamalı. Neden? Çünkü Türkiye Ankara'dan yönetilemeyecek kadar büyük .  KÜÇÜK KÜÇÜK  BÖLELİM, yönetmesi , yutması kolay olur diyenlere ne demeli? Bu düşüncelere uşaklık yapanlara  bir sözünüz var mı?   Yok diyorsanız, benim var.

            Yukarıda  yazdığımız Anayasa maddeniz; oraya sentetik mürekkeple değil, Türkiye'yi yaratarak bize emanet edenlerin kanlarıyla, canlarıyla yazıldığını unutmamaları hatırlatılır. Bu hatırlatılanlar nelerdir? Diyerek anlamamzlık yaparsanız tekrar açıklayalım.

            TEK TÜRKİYE, TEK ÜLKE, TEK ULUS, TEK BÖLÜNMEZ BÜTÜN, TEK DİL TÜRKÇE, TEK BAYRAK, TEK BAĞIMSIZLIK MARŞI; TEK BAŞKENT "tir.

            Tek, tek açıkladıklarımın, yazdıklarımın aşığı olmak ayıplanacak, kınanacak  bir tarafını göremiyorum. Tek olanlarla onurlanıyorum, övünüyorum.  Bu duygularını Mehmet Akif Ersoy açıkça Bağımsızlık marşımızda dile getiriyor. Ve Türk Milletine öyle sesleniyor;

            "……………

            Arkadaş! Yurduma alçakları uğratma sakın,

Siper et gövdeni,dursun bu hayasız  akın.

Doğacaktır sana va'dettiği günler Hak'kın.

            Kimbilir, belki yarın, belki yarından da yakın.

                                                                              ……….."

Çenenizi Yormayınız


 

"'Başörtüsü İslam'ın olmazsa olmazı değil!

 Diyanet İşleri eski Başkanı Yılmaz'dan "istismarı engelleyin" mesajı

ANKA

Eski Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Nuri Yılmaz, türbanın siyasal malzeme olarak kullanıldığını kaydederek, "Türban Müslümanlığın olmazsa olmaz şartı değildir. O zaman başı açık kadınların Müslümanlıkla alakası yoktur. Bu kabul edilemez" dedi.

Yılmaz, AKP ve MHP'nin Yükseköğretim kurumlarında turban serbestliğini öngören Anayasa değişikliği ile ilgili değerlendirmelerde bulundu. Yılmaz, ANKA muhabirinin sorusu üzerine, türban meselesinin uzun zamandan beri gündemi meşgul ettiğini ancak 1982'ye kadar Türkiye'de türban sorununun bulunmadığını belirterek, "1982'de askeri yönetimle gündeme geldi. O günden beri bir türlü çözülemedi" dedi. Diyanet İşleri Başkanlığı görevini yürüttüğü sırada, türban konusunu hukuki olarak da incelediğini ve hukukçulardan görüş aldığını ifade eden Yılmaz şöyle konuştu:

"Kimi hukukçular din-vicdan özgürlüğü kapsamında, kimileri laiklikle ilişkilendirip anayasaya girmesinin sakıncalarından bahsetti. Bu konuda bir birlik yok. Dini açıdan bakarsak 14 asırdan beri başörtüsü günümüze kadar gelmiştir. Kimi kesimler vecibe kimi kesimler ise tavsiye diyor. İster vecibe ister tavsiye olsun bu bir sorun olarak karşımızdadır. 28 Şubat'tan sonra öğrenciler bizden destek talep ettiler. Türbanı dini inançları doğrultusunda taktıklarını, siyasal simge olarak kullanmadıklarını ifade ettiler. Bu öğrenciler mağdur oluyorlar. Biz onlara bu bir zorunluluktur, kanundur, okulunuza gidin diyoruz. Ancak onlar kendi kanaatlerine göre hareket ediyorlar. Serbest olmasını istiyorlar."

-İSTİSMAR ÖNLENMELİ

Yılmaz, başörtüsünün müslümanlığın olmazsa olmaz şartlarından biri olmadığını vurgulayarak, "Öyle olsaydı başı açık kadınların müslümanlıkla alakası olmazdı. Bu Kabul edilebilir birşey değil" dedi.

Türban sorununun ancak sosyal mutabakat ile çözülebileceğini belirten Yılmaz, mutabakatın mümkün görünmediğini ancak bu konunun istismar edilmesinin engellenmesi gerektiğini söyledi.

Siyasetçilerin türban sorununu siyasi malzeme olarak kullandığını ve işi daha karmaşık hale getirdiklerini kaydeden Yılmaz, "Özgürlük verilecekse herkese verilmelidir. Diğer dinlere mensup öğrenciler de bu haktan yararlanmalıdır. Sadece türbana serbesti getirilirse sorun çözülmez" dedi."

         Toplumdaki kutuplaşmaların önünü almak için son yıllara kadar sorun oluşturmayan sorunları kaşıyarak yaraların azdırılmaması gerekmez mi? Benim buradaki suçum; zamanının etkilisi ve yetkilisinin yalvarışını dile getirmektir. Bu yalvarışın yakarışın, açıklamanın cİddiye alınması, tüm vatandaşları bir ortak akılda buluşmaya çağrıdır.

         Bizler, konu yetkililerinin ve etkililerinin görüşlerini sizlere aktarmak, paylaşmaktan başka hedefimiz olamaz.