Cuma, Haziran 29, 2007

ARŞ, ARŞ, ARŞ İLERİ



ARŞ, ARŞ, ARŞ İLERİ

"Hoş Gelişler Ola Mustafa Kemal Paşa

Askerin Milletin Bayrağınla Çok Yaşa

 

Arş Arş Arş İleri İleri Arş İleri

Marş İleri Dönmez Geri, Türk'ün Askeri

Sağdan Sola, Soldan Sağa

Al Da Bayrağı Düşman Üstüne

 

Cephede Süngüler Ayna Gibi Parlıyor

Cumhuriyet Gençleri Bayrak Açmış Bekliyor ." 

Kars Türküsü'nden aldığım bu dizeler; düz okunduğunda, hiçbir anlam ifade etmez görünür. Yaptığımız okumayı içselleştirdiğimizde,   dizelerin derinliğine ulaşabiliriz. Onlarca yıl halkın hafızasından silinmeyişinin kökeninde, savaşların insanlara çektirdiği acılar, yokluklar ve yoksulluklardır. Bunlar, sanki insanlığımızın, kederiymiş gibi algılatılmasına hizmet edenler; "dahili ve harici" dostumuz olamazlar. Kendilerini siyaset arenasında, haklı göstermenin, çabası ve telaşı içine düştüklerini 22 Temmuz'a kadar ayrıntılarıyla izleyeceğiz ve göreceğiz

           Mustafa Kemal ANADOLUYA hoş gelmedi. BOŞ ta gelmedi. O'nu  tozlu yollara mahküm eden, ÖZGÜRLÜK VE BAĞIMSIZLIK TUTKUSUYDU. Bu yollarda ilerlemenin gücünü, yakılmış yıkılmış dağıtılmış bir ülkenin bağrından, Osmanlı Devleti'nin külleri arasından geriye kalan, ulusal güçlerin birlikteliğidir. Bu çalışmaları; askeriyle, milletiyle, bayrağını yücelere taşımanın gayretiyle kendini tarihin altın sayfalarına   yazdırır.

         Bu topraklarda; çok yaşayabilmenin şartları nelerdir? "sağdan , sola, soldan sağa   bayrak sallamak mıdır? Yoksa; sağdan sola , soldan sağa, ülkemizin kutsal çıkarları için güç birliği içinde olmak mı gerekir? Olağan üstü koşullar, olağan üstü davranışlar gerektirir. TOPLUMUMUZ; bunun işaretlerini vermiştir.

         Kararlı ve tutarlı siyasi duruş sergilemek, bize düşer. SİYASETİ TUKAKA duruma getirenler; önce kendilerine bakmalılar. Siyaseti, kendi çıkar ve kumar aleti durumuna getirenler, bunu   sonuçlarına katlanmayı bilmelidirler. Türkiye'mizi; YOKSULLUKLAR VE YOLSUZLUKLAR PAZARINA dönüştürülmeye çalışanların siyasetten yakınmaya hakları yoktur. Haksızlığa uğradıklarında; demokratlık ve demokrasi aklına gelenlere duyurulur.

         Demokrasi bir gün herkese lazım olabilir. "SAĞDAN SOLA , SOLDAN SAĞA" CUMHURİYETİMİZİN TEMEL DEĞERLERİNİN, içini boşaltmaya çalışanların bu günkü ülkemizin iç ve dış dünyada düşürüldüğü durumu iyi değerlendirip; sandık başına öyle gitmesi önerilir.

KIRILMA VE BÜKÜLME



--

KIRILMA VE BÜKÜLME

         Yaşadığımız her anımız, eğitici ve öğreticidir. Eğitilmek ve öğretilmek özelliği   tüm canlılarda var mıdır diyorsanız? Konuyu uzmanlarından öğretmek gerekir. Canlılar aleminin bitkiler ve hayvanlar olarak  tanımlanan bölümlerinde; eğilme, bükülme , kırılma, bezeme, benzeşme, gibi özellikler genetik yapılarında yapılan çalışmalarla değişik sonuçlar alındığı konusunda yüzeysel bilgilere sahibiz.

         Başlığımıza aldığımız kavramlar varlıkların oluşumlarıyla yakından ilgilidir. Söz gelimi; mermer plakasıyla, yassı saç plakasının, kuru bir ağaç dalıyla, yaş bir ağaç dalının kırılma ve bükülme katsayıları çok farklıdır. Bir başka anlatımla buna;ESNEME ÖZELLİĞİ olara tanımlaya biliriz. Sert ve kuru cisimlerin bu özellikleri oluşum özelliklerine uygun olarak değişir.

         Kişisel ve toplumsal yapımızdaki bu   özelliklerimiz  kavramadan, siyasi, ekonomik, kültürel, ahlaki, hukuki… olayları yorumlamak ve kavramak zorlaşır.

Aldığımız eğitim ve öğretimin kalitesi, yaşam sorunlarımızın çözümünde, bizlerin tavırlarını yakından etkiler. Bu bağlamda, kendimizi ve malımızı pazarlarken, aşırı beklentiler içinde olmak kırılganlık katsayısını artırır. İnsanın doğası gereği hiç beklenti içinde olmaması   düşünülemez. Bir başka anlatımla insan tüm yaşamı boyunca beklentiler içindedir.

         İçinde bulunduğumuz haftalarda; siyasal güç birlikteliklerinin sıkça yaşandığı bir dönemden geçiyor Türkiye'miz. Bu güç birlikteliklerinde sonsuza dek yararlar beklemek yanlışlığına düşmemek anlamlı olur. Her siyasal oluşumun hücre, doku, üye, organ ve çalışma ekiplerinin   kendi içlerinde ki  dinamikleri farklı farklıdır.

Pazartesi, Haziran 04, 2007

ÇIRANIN KALİTESİ



Mayıs ayının son yazısını yazmamaya karar verdim. Her çıra hemen tutuşmaz, çıraya benzer çıra değildir. Abanoz deriz. Çıranın kalitelisinin reçinesi   bol olur. Burcu burcu kokar. Kibrit aleviyle çatır çatır tutuşur.

         ULUSUNUN AŞKIYLA YANIP TUTUŞANLAR, karşılıksız bu vatanı sevenler meydanları gelincik tarlalarına çevirdiler. BU AŞKLA YANAN BİR ÖĞRENCİNİN İLETİSİNİ BU KÖŞEDE SİZİNLE PAYLAŞMAK İSTEDİM. Suçluyum. Size hayınlık yapıyorsam, affınıza sığınırım. Bu suçu işlemeye devam edeceğim.

          Türk Ulusu'nun çırasını yakmak isteyenlere karşı, tarafım.   Bayrağımdan tarafım, Cumhuriyetimizden tarafım, TOPRAĞIMIZDAN TARAFIM. Güzel ülkemin güzel insanlarından tarafım.

         Ulu Önder Mustafa Kemal ve eserlerinden tarafa olmak bana huzur ve güven veriyor. Bu onur ve şerefle yaşamak için insani görevlerimi gerçekleştirmeye gayret ediyorum. Aşağıdaki    duygulara aynen katıldığımı belirterek sizi iletiyle baş başa bırakıyorum.

         "AŞAĞIDAKİ YAZIYI BİR ORTAOKUL ÖĞRENCİSİ,  OKULUNUN DUVAR GAZETESİNE
YAZMIŞ.

  İNANILMAZ GUZEL VE FARKLI BİR BAKIŞ AÇISI
İYİ DE YAPMIŞ.

Bu ülkede yasayan her insanin bağımsızlığını ve demokrasisini
borçlu olduğu
insan:

ATATÜRK...

Gençliğinde kot pantolon giyememiş.
Sevgilisinin elinden tutup
hasılat rekorları kiran bir sinema filmine gidememiş...
Padişah ona Trablusgarp Cephesi'nde görev verdiğinde, lüks uçak şirketinin,
first class koltuğunda viskisini yudumlayarak görev yerine gidememiş...
Halkına bağımsızlık fikrini anlatabilmek için kortej esliğinde
Mercedes'lerle gezememiş Anadolu'yu...
Kurtuluş hareketini başlatmak için 19 Mayıs'ta Samsun'a ayak basan ayağında
spor ayakkabısı ya da kovboy çizmesi yokmuş...
Kazandığı her savaştan sonra savaş sahasına fırlayıp moral veren mini etekli
ponpon kızlar da yokmuş...
Tarih kitaplarına bakılırsa, Yunanlıları İzmir'den denize döktükten sonra
timsah yürüyüşü de yapmamışlar...
Ülkesinde yapacağı devrimleri,  unutmamak için not alacağı bir
cep bilgisayarı olmadığı gibi, kendisine suikast girişiminde bulunacakları
da cep telefonundan öğrenememiş!
Atatürk için üzülüyorum. Dağ gibi adam, bir radyo programına faks çekemeden,
İsmet Pasa için Safiye Ayla'dan bir istek parçası isteyemeden gitti ..
 Lozan Zaferi'nden sonra veya Cumhuriyet'in ilanından sonra arabaya atlayıp
sabahlara kadar korna çalıp, elinde bayraklarla sokaklarda tur atamadı.
Evinin balkonuna çıkıp, bir şarjör mermiyi havaya sıkamadı.
Atatürk'e acıyorum...
Sen kalk, dört kadınla evlenebileceğin bir dönemde dünyaya gel,
sonra değerini bilmeyip tek kadınla evlilik sistemini getir. Aaaah ah...
Çılgın diskolara gitmek, sabahlara kadar içip, içip rock yapmak,
babasının mersedesini alıp söyle bir Emirgan turu çekmek dururken...
Bunları yapmadı Atatürk...
Keyif çatmadı...
Tüm hayatini ülkesinin kurtuluşuna ve uygarlaşmasına harcadı...

ISTE ONUN IÇIN BÜYÜK ADAMDI ATATÜRK HER FIRSAT ELINDE VARDI. O ISE
SADECE
BU MILLETIN BAGIMSIZLIGINI ISTEDI.

BÜTÜN SUÇU

2 KADEH RAKI IÇMEKTI
O KADAR....."

 

 

ttp://ihsan.durakailesi.com